Toplumun fay hatları
RK; 27/03/2009
Mehmet Eroğlu’nun yeni romanı ‘Mehmet’, birlikte savaşmış ve birlikte öldürmüş ama dost olmamış beş adamı anlatıyor. Toplumun farklı kesimlerinden gelen beş gencin, Hakkâri’de askerlik yaptıktan on iki sene sonra yolları yeniden kesişiyor. Artık ne genç ne de askerdirler; onları bunca sene bir arada tutan da silahlar değildir. Beş adam yıllar sonra ortak menfaatleri için İstanbul’da buluşurlar
ASUMAN KAFAOĞLU
Silah arkadaşı diye bir deyim vardır. Askerlik arkadaşlığından öte, ölüm karşısında birlik duygusunu da barındırır anlamında. Birlikte savaşan insanların ortak kaderlerini simgeler. İlk anlamında öte bir dostluk görsek de, silah arkadaşlığı birlikte ölüme gitmenin verdiği yıpranmış duyguları da kapsar. Aslında bakılırsa, birlikte savaşmış olmak silah arkadaşı olmayı beraberinde getirmez. Birlikte öldürmüş olmanın ötesinde bir ortaklık duyulmadığı zamanlar vardır.
Mehmet Eroğlu’nun yeni romanı Mehmet: Fay Kırığı-1 birlikte savaşmış ve birlikte öldürmüş ama dost olmamış beş adamı anlatıyor. Toplumun farklı kesimlerinden gelen beş gencin, Hakkâri’de askerlik yaptıktan on iki sene sonra yolları yeniden kesişiyor. Artık ne genç ne de askerdirler; onları bunca sene bir arada tutan da silahlar değildir. Beş adam yıllar sonra ortak menfaatleri için İstanbul’da buluşurlar.
Roman kahramanı Mehmet, giriştiği işlerde ve kadınlarla ilişkide başarısız olmuş, hayatına yeni bir düzen vermek niyetindedir. Onu 2005 sonbaharında İstanbul’a bir iş için çağıran Cenk ise, çok varlıklı İstanbullu sanayici bir ailenin hırslı büyük oğludur. Aileden kalma itibarlı şirketi yine eski silah arkadaşlarından Kayserili Yakup’un ailesine satmak ister. Ancak, Yakup’un dinci ve muhafazakâr ailesi ile nasıl diyalog kurulacağını bilemez. Mayın tarlasında Yakup’un parçalanan bedenini kurtaran Mehmet, her iki tarafın da güvendiği biri olarak bu alışverişte rol oynamak üzere çağrılmıştır. Aile fertleri arasında çıkacak aksilikleri gidermesi için Mehmet’e göstermelik bir genel müdürlük teklif edilir. Bunun büyük bir şans olduğunu anlayan Mehmet hiç tereddüt etmeden kabul eder.
Roman, birbirlerinden çok farklı yaşam biçimi ve inançlarla yaşayan sınıfların kopukluklarını anlatıyor. Eroğlu, bir üçleme olarak planladığı romanlara Fay Kırığı Üçlemesi adını vermiş. Mehmet, bu üçlemenin ilk cildi. Yazar ‘fay kırığı’ ile toplumsal anlamda kopuklukları ve bunun tehlikelerini dile getiriyor. Yine mecazi anlamda bu toplumun büyük depreminin nedeni olarak da toplumsal kopuklukları görüyor. Müslüman ile laik, Türk ile Kürt, zengin ile yoksul, kadın ile erkek arasındaki çatlaklıklara dikkat çekiyor.
Taşra-İstanbul farklılığı
Romanın merkezinde İstanbullu ve Kayserili ailelerin farklılığı yatıyor. Mehmet bu iki ailenin temas noktasında duruyor. Aileler arasındaki farklılık da en aşikâr kadınlarda görülüyor. Bir yanda yalılarda, lüks semtlerde yaşayan, estetik ameliyatlarla gençliğini korumaya çalışan, marka düşkünü ve haz peşinde dominant kadınlar; öte yanda başları örtülü, edilgen, evden izinsiz çıkmaları yasak, erkeklerin kolayca azarladığı kadınlar var. Mehmet, iki ailenin denge noktasında durduğu gibi, iki ailenin kadınlarının da tam arasında kalıyor.
Biri taşralı diğeri İstanbullu birbirlerinden olabildiğince farklı ailenin fertleri, para söz konusu olduğunda hiç farklı davranmıyorlar. Mehmet de, paranın başrol oynadığı bir sahneye ilk kez çıkmasına rağmen, oyunun kurallarını hızla öğreniyor. İlk dersinde tehdit ve rüşvetin önemini öğreniyor: “Adama baktı. Tehdit ve rüşvet... Zenginliğin dilini öğreniyordu. Bu kez gülümsemedi. Karşısında uzlaşmayacak, gerekirse şiddet ve acımasızlıktan yana olabilecek, inancın ve açgözlülüğün melezi biri duruyordu.” Mehmet’ten taraf tutması beklendiğinde ilk başlarda bocalıyor fakat zamanla tek tutması gereken tarafın kendisi olduğunu öğreniyor. Aksi takdirde bu hırs dünyasında kolaylıkla yok olacağını anlıyor. Bir tarafın dinci, ötekinin sosyetik yüksek sınıf olması aslında para ilişkilerinde fazla fark etmiyor, olayların özü değişmiyor. Sadece aksesuarlar değişiyor. Birinin hiç boş bırakılmayan kadehi diğerinin gümüş tespihi, zengin ahlakında fazla rol oynamayan detaylar olarak görünüyor. Mehmet de zenginler sınıfına katılmaya hevesli olduğu için asıl anlaması gerekenin zengin ahlakı olduğunu görüyor.
Roman toplumun farklı sınıflarını güzel zıtlıklarla göz önüne seriyor. Romanda önemli bir karakter olarak yer almayan fakat anlamsal olarak gelecek ciltlerde yeniden bahsedileceği kuşku götürmeyen Zeynep (Rojin) karakteri, PKK için gözcülük yapmış biri. Romanın merkezine yerleştirilmiş bir karakter izlenimi veriyor. Roman kahramanının da çözülmesinde önemli rol oynuyor Zeynep karakteri. Yazar özellikle sadece toplumun zengin ve yoksul, çalışan ile patron gibi kırılmalarının ötesinde etnik çatışmalara da yer vermek istemiş. Mehmet’in birlikte olduğu kadınlarla kıyaslayınca Zeynep belki de ona en yakın olanı, ona en benzeyeni fakat karşı cins olarak görmeyeceği biri.
Mehmet, günümüz Türkiye’sinden portreler sunan bir roman. Toplumun bir kesitini anlatmak yerine, farklı kesimlerin diyaloglarını anlatıyor. Mehmet Eroğlu’nun romanlarında dikkat çeken şeylerin başında başarılı diyalog gelir her zaman. Gerçekten de Eroğlu günümüz romanında en inandırıcı diyalogları yazan yazarlardan biri. Tiyatro sahnesi gibi görselleştirdiği mekânı anlattıktan sonra bırakır karakterler kendilerini anlatsınlar. Bu sayede okur daha nesnel bir bakışa sahip olduğu izlenimi edinir. Dürüstçe kendini ifade eden karakterlerin büyük bir çoğunluğu da keskin bir hazırcevaplıkla konuşur, bu da kurgunun gerilimini artıran bir unsurdur.
Eroğlu’nun önceki romanlarında en sık eleştirilen şey iyi ile kötüyü keskin çizgilerle ayırması olurdu. Mehmet’de bu ahlaki duruşa başvurmamış yazar. Ne eski solcu dürüst sendikacı karakter ne de entelektüel akademisyen, ahlaksal doğruları temsil ediyorlar. Romanda yine de en doğru ve bilge kişi kendini içkiye vermiş, çevresi tarafından sevilen fakat kokusuna zor dayanılan bir şair. Roman kimseyi yüceltmediği için, karakterler daha inandırıcı olmuşlar.
Bir başka dikkat çeken unsur da roman karakterlerinin Şemdinli’de savaşmış olmalarına ve kahramanca hayat kurtarmalarına rağmen, bu olayların gerçekçi bir tonda anlatılıyor olması. Kahramanlıklar şövalyelik gibi sunulmuyor romanda. Aslında hayat kurtarmak her zaman bir kahramanlık da olmuyor, Mehmet bunun ezikliğini bile hissediyor zaman zaman. Bununla birlikte, romanın belki de tek zayıf noktası, roman kahramanlarının temsil ettikleri sosyal sınıfların tipik örnekleri olmaları. Kayserili dindar işadamı Abdullah Bey tam ondan beklenecek kurnazlığıyla, sosyetik orta yaşlı Kevser bencil ve kibirli duruşuyla, başörtülü Emine güçsüzlüğüyle, olmaları gereken kalıplar dışına taşmayan karakterler. Yine de büyük bir keyifle okunacak bir roman Mehmet.
MEHMET EROĞLU Fay Kırığı 1 Mehmet Eroğlu Agora Kitaplığı 2009 300 sayfa 23 TL.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder